Koçluk, bir dertleşme değil elbette. Ama içinden çıkamadığınız, takılıp kaldığınız bir konuyu çözmek üzere anlatmaya başladığınız size yöneltilen sorularla nerede nasıl takılıp kaldığınızı fark ettiğiniz bir süreç.

Benim için; koçluk ve fotografın birleştiği fotograflardan biri bu. Öyle özel olarak bunu düşünerek çekmiş değilim. 2016’da Denizli Sarayköy’deki deve güreşlerini fotograflamak üzere Denizli’ye gittiğimde uğradığım eski dost Ergün’ün vosvos atölyesi burası. İçindeki dışındaki bahçesindeki pek çok vosvos ile benim için bir mabed.

Vosvos sürücüleri (hadi vosvosseverler diyelim) vosvoslarıyla konuşurlar. Onlara isim verir, aileden biri olarak görür herhangi bir ulaşım aracına göre çok daha ciddi bir duygusal bağ kurarlar. Sadece kendimden bildiğim için değil yüzlerce vosvosçu dost tanıdığımdan da bu kadar net söyleyebiliyorum bunu.

Şehir içinde ya da uzun yolda vosvosuyla dertleşerek yol yapan insanlar biliyorum. Vosvosuyla ya da cevap verebilen biriyle dertleşmenin aslında insana nasıl iyi geldiğinden bahsediyorum.

Koçluk, bir dertleşme değil elbette. Ama içinden çıkamadığınız, takılıp kaldığınız bir konuyu çözmek üzere anlatmaya başladığınız size yöneltilen sorularla nerede nasıl takılıp kaldığınızı fark ettiğiniz bir süreç. Takılıp kalmanıza sebep olan hislerinize dokunmaya başladığınız, “fark etmenizle” birlikte ne yapmanız gerektiğini de bulmaya yaklaştığınız bir karşılıklı görüşme.

Dertleşmeyle benzeştiği yer bana kalırsa; takıldığınız konuyu sesli hale getirmeye başladığınızda, derdinizi sadece içinizde ve kafa sesinizde yaşamayı bırakıp gerçek sözcüklere ve sesleri dökmeye başladığınızda farkındalık başlıyor. Bu esnada size destek olmak üzere doğru soru ve yönlendirmelerin geldiği yerde ise koçluk başlıyor.

Ne dertlerinizin ne de vosvosunuzun  atölyelerde uzun süre takılıp kaldığı bir yaşam dilerim.