Koçluk ile ilgili sohbet ettiğim ve “koçluk nedir?” ile ilgili daha önceden bilgisi olmayan ya da üstün körü, kulaktan dolma bilgisi olan neredeyse herkes ilk olarak bunu soruyor bana: “Ne hakkında koçluk yapıyorsun?”

Bu sorunun ardından karşımdaki kişi gerçekten ilgiliyse koçluğun tanımından benzeştiği düşünülen diğer alanlarla (danışmanlık, terapi, mentorluk) olan farkını anlatmaya uzayan bir sohbete evriliyor diyalog. Karşımdakinin konuyla ilgili fikirleri çok sabitse zaten çok ilerlemiyor, “yaşam koçu musun yani?” sığlığında bir yerde çözülüp usulca dağılıyoruz.

Hangi Alanda Koçluk?

Kendimle kalıp da “Ne hakkında koçluk veriyorum?” ya da “Hangi alanda koçluk yapıyorum?” diye kendime sorduğumda -biliyorum ki bir sonraki benzer sohbette yine karşıma çıkacak bu soru- her seferinde başka bir cevap bulmak hoşuma gidiyor.

Koçluk çünkü; koçun karar verdiği ya da istediği ya da tanımladığı konu ya da çerçevede gerçekleşmiyor hiçbir zaman. Doğası gereği o zaman koçluk olmaz ki zaten.

Koçluk; danışanın, kimilerine göre müşterinin, en yalın haliyle koçun karşısında oturan kişinin ya da kişilerin, koçluk almaya gelmiş tarafın istediği konuda oluyor her zaman. Danışanın çözemediği, “takıldığı”, ilerlemek için dışardan bir gözün desteğine ihtiyaç duyduğu konu hakkında gerçekleşiyor koçluk.

Bu; kimi zaman işte yaşadığı bir ikilem ya da gerilim kimi zaman özel ilişkilerinde; kimi zaman aileden biriyle çözemediği bir durum oluyor. Kimi zaman bir kariyer kararı kimi zaman bir yöneticinin takıldığı ve açamadığı bir düğüm oluyor. Bazen bir ebeveyn çocuklarıyla olan ilişkisinde kendini bir çıkmazda hissediyor ve bunu konuşuyor kimi zaman biri ortağıyla olan açmazını açmak üzere söze başlıyor.

Yukardaki paragraftakilerin hepsi istenirse başka “alanlar” olarak kartvizite eklenebilir. Kariyer Koçluğu, Yönetici Koçluğu, İlişki Koçluğu, Ebeveyn Koçluğu, Girişim Koçluğu, Takım Koçluğu… Liste uzar. Belki de uzamasın diye “Yaşam Koçu” diyordur insanlar kendilerine. (Gerçekten bilmiyorum) Bir sürü koç tanıyorum, sanırım aralarında kendine “yaşam koçu” diyen kimseye denk gelmedim. Dediğim gibi, yaşarken başımıza gelen her şey aslında bir yaşam koçunun karşısında konumuz olabilir.

Hangi Alanda İstersen!

Dolayısıyla “Hangi alanda koçluk yapıyorsun?” diyenlere içimden gelen ilk cevap “Hangi alanda istersen bebeğim!” oluyor. Şöyle bir düşündüğümde kimseye bu cümlenin tamamını kurmamışım. Kurmam da sanıyorum ama gördüğünüz gibi cevap konusunda pratiğimi de bu yazıyla birlikte biraz daha arttırıyorum. Bir gün akordeon şeklinde bir kartvizit bastırıp bu yazıyı içine minik harflerle sığdırabilirim belki de.

Şaka bir yana. Koç; bir alandan bağımsız, karşısındakini dinleyen, dinlemekle kalmayıp söylediklerini –hatta bazen söylemediklerini de- duyan kişidir. Yaptığı en önemli şey ise duyduklarını karşısındakinin de duymasını ve görmesini, hissetmesini sağlamaktır. Bunun için iyi bir dinleyici olup doğru sorular ve yöntemlerle duyduklarını anlatan kişinin kendisinin de duymasını sağlamak en büyük becerisi ve tecrübesidir.

Diyeceğim o ki, gelin ne kendinizi ve takıldığınız konuları kategorize edin ne de koçunuzu. Kimyanız, elektriğiniz tuttuysa bir kere, güvendiyseniz karşınızdakine; basın düğmenize ve anlatın. Neye takıldıysanız, neyi çözemediğinizi düşünüyorsanız…